Veriyle çalışmak sadece birkaç uzman çalışana mı bırakılmalı, yoksa herkesin görevi mi?

Bugünün iş dünyasında kararlar hızla alınmak zorunda. Bu da her çalışanın veriyi en azından temel düzeyde okuyabilmesini ve yorumlayabilmesini zorunlu kılıyor.

Rekabetçi pazar koşullarının belirleyici olduğu, hızla değişen ekonomik ve siyasi bir dünyada var olabilmek ancak kurum içinde biriktirilen verilerin etkin olarak kullanılmasıyla mümkündür. Kurumların veriyi doğru analiz ederek daha önce hiç bilmedikleri bağlantılara ulaşabilmesi ve veriye dayalı stratejik kararlar verebilmesi, büyüme ve sürekliliği sağlayan önemli bir rekabet gücü haline gelmiştir. Bu nedenle veri, bugünün iş dünyasında kurumların yolculuklarındaki en önemli varlıklardan biri olma niteliğini taşımaktadır.

Günümüzde hemen her kurum, bilgi demokrasisini temele koyarak çalışanların veriyi etkin biçimde kullanmasını beklemektedir. Bilgi demokrasisi, çalışanlara yetkileri dahilinde veriye ulaşabilecekleri bir ortamın oluşturulmasını ve bireylerin bilgi işleme bağımlı olmadan bilinçli kararlar almak için verileri kullanabilmesini ifade eder. Ancak veriye erişimin demokratikleşmesi tek başına yeterli değildir; çalışanların bu veriyi okuyabilmesi, anlayabilmesi ve doğru yorumlayabilmesi gerekmektedir. İşte bu noktada veri okuryazarlığı, bilgi demokrasisini destekleyen kritik bir yetkinlik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Teknolojinin hızla ilerlemesi, iş süreçlerinde veri odaklı yazılım araçlarının kullanımını artırırken çalışanların bu araçlarla nasıl etkileşime geçeceğini bilmeleri gerektiğini de ortaya koymaktadır. Ancak günümüz çalışan profili göz önüne alındığında, veriyi etkin bir şekilde kullanma konusunda hala ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Aynı zamanda kurumlar, verinin toplanması, saklanması ve analiz edilmesi süreçlerinde teknolojik altyapılarını geliştirmiş olsalar bile, bu verinin sağladığı potansiyeli tam anlamıyla ortaya çıkaramamaktadır. Araştırmalar gösteriyor ki, üst ve orta düzey yöneticilerin yalnızca küçük bir bölümü veriyi okuma, analiz etme ve veriyle çalışma konusunda kendini rahat hissetmektedir. Bu durum, kurumların veri odaklı kararlar almasını ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemesini zorlaştırmaktadır.

Veri okuryazarlığı, veriyi okuyabilme, veriyle çalışabilme, veriyi analiz edebilme ve veriyle tartışabilme becerisi olarak tanımlanabilir.  Bu tanımda, özellikle beceriye vurgu yapılmaktadır. Beceri ifadesiyle bilginin içselleştirilmesi, uygulanması ve somutlaştırılmasından bahsediyoruz. Bilgi kazanmadan beceri geliştirilemez. Eğer edindiğimiz bilgiyi sadece teorik düzeyde bırakırsak o zaman yeterli beceriyi elde edemeyeceğimiz için pratikteki dünyaya uyum sağlamakta zorluk çekeriz. Yani veri okuryazarlığı seviyesi ancak içselleştirilerek pratiğe döküldüğü zaman iyileştirilebilecek bir konudur. 

Veri Okuryazarı bir birey bu başlıklar altındaki birikimini yeterli seviyeye getirdiğinde farklı yollardan veriyi elde ederek bilgiye nasıl ulaşabileceğini de öğrenir.  Bu kişiler veri kümeleri üzerinde soru sorabilen ve veriyi kullanarak birtakım yanıtlara ulaşabilen bireylerdir. İyi derecede veri okuryazarı olan kişiler hedefleri için veriden değer yaratabilir ve veriyi bir güç olarak kullanabilir. Temel düzeyde istatistiki analizler de yapabilen bu bireyler tüm süreçte rahatlıkla veriyle çalışabilecek niteliklere sahiptir.